top of page

"Su terazisi yok; isterseniz maymuncuk, ingiliz anahtarı, istavroz dişlisi ve dikkat çekici var."


Kökümüze ekmek bandırıyoruz, belli ki naçiz bir vücut payidar kalacak bize. Topraklarımızla ve algılarımızla oynamanın her tür'lü yolu biliniyor. Daha'sı da bulunuyor her geçen gün . İsteyen dışarıdan, isteyen içeriden kolayca basabiliyor bam telimize. Misyoner gömleği vaadiyle soyunanları deli gömleğine sarıp satıyorlar bize. Bizi bize satıyorlar, getirilerimizle yerimize de yaşıyorlar. Koleksiyon değeri ölçülemeyecek coğrafyanın kara borsasına düşürülüyoruz; kapan kapana...

Kapışılan vizyon değil, vizyoner. Alet olan, cahil değilse misyoner.


Ne kral çıplak, ne kralcı. Diğer herkes aç. Herkes en fazla kendi atasının, en fazla genetik mirasının kaldırabileceği kadar aç. Bir elin parmaklarına indi inecek hayatı pahasına gerçeği arayan sayısı.

Hayat, gerçeğin pahalısı.


İki elden çıkan ses de değil ki artık. Haraç tokalaşmalarının yaydığı bir uğultu... Artıyor gece!

Almıyor akıl. Kaldırmıyor mide.

Altın’da kalıyor, ma(n)na veremiyor insan.


Damarlardaki kandan bütün zenginliğiyle çekiliyor muhtaç olunan kudret. Kim yiyeceğini ekebiliyor, kim ektiğini yiyebiliyor, onu seyret sen. Diğerlerinin elinde, özünü gözünden önce bozan ‘mavi’ kuvvetler... Kişiye özel, barkodlu bütün tasmalar. Öyle ki, ucundan tutulmasına gerek de kalmamış. İnsanlık bu yolla bir şeyi unutup her şeye inanmaya başlamış.

Varlığınının dışında her şeye.


Ceviz alamayan bir babanın ekonomik gücü, kendisi, eşi ve üç* çocuğunun beslenmesinde açlık sınırına zor yetiyorken; iş gücü, asgari karşılıkla kralcıyı, kralı, ülkeyi, hatta dünyayı taşımakta kullanılıyorken; ne epifizi? Ne balığı? Ne cevizi?

Kullanıldığını anlayanın da anlamayanın da isyan bayrağı içeriden çekiliyor yavaş yavaş. İnsanlar işte böyle böyle, farkında olmaksızın; önce yalnız, sonra kalabalık deliriyor. Geçmişi aşamıyor, geleceğe ulaşamıyor; kapı da açamıyor ki bir an'da.


Yarının sularında bugünden boğulup dünkü cesedine ulaşıyor insan, farkında değil. Arayışının özü olduğunu unutup ölümsüzlüğün peşinde maddeye hızla dönüşüyor.

İnsan, 'ol’mayı teğet geçti, karmaya çalışıyor.

Köksüz bir tür gibi kalmaya çalışıyor.


Çünkü hiçbirimiz hepimizin farkında değiliz.

Nasıl oluruz?


Figen Denli



* Açlık ve eğitimin ironik döngüsünde geri beslemesi olmayan asal(ak) sayı.

ree

 
 
 

Yorumlar


bottom of page