top of page

"Alt tarafı SMS" mi?

Seçimleri geçiyorum; herhangi bir reklam kampanyasında planlamaya dahil edilen SMS’ler bile bana göre çaresizliğin vahşilikle homojen karışması ve yekten talepkarlaşılması demek. İnsanların kullanışlılığına dayanarak yükselmek, çok gövdeli bir ayağın kendi topuğunu vurmasına denk.


Bizi bize pazarlayan bu çok gövdeli ayağın paydaşları gizli değiller elbette. Onlar, temel veya öyle sandığımız gereksinimlerimizi karşılarken yalnızca ilgili şirkete “bizlere daha iyi hizmet verebilmeleri adına” verdiğimiz iletişim bilgilerimizin bulundukları yerlerdeler. Üstelik her seferinde bir önceki talebi de aşan likit/bilgi arayışlarını -bıktırıncaya kadar arayışlarını- dozunu incelikle artırarak sürdürmekteler.

Hepsi gayet iri, net ve bilinen yapılar.

Kuşkusuz bütün bu SMS’ler yalnızca gönderenlerin çıkarları için var.


Tam da bu sebeple; ülkemizin en kritik seçim sürecinde (dünya tarihine bir seçimin sonucu olarak değil, birlikte atılan adımların bir sonucu olarak düşmesini umduğum bu en önemli seçimde) ülke yönetmeye aday biri benimle onayım dışında tek taraflı iletişim kurmamalı. İzni muhatabına verilmiş bilgiler üzerinden ne bana ne de hiçkimseye SMS göndermemeli.

Hele ki böyle bir süreçte aynı adaydan iki SMS yanlışlıkla da olsa, gönüllüsüne bile gitmemeli.

Fakat gidiyor...

Nasılsa değerler bir düğmeye indirgendi ve artık her şer tek tuşla gönderilebiliyor.


Kilit kelimelere harcanan mesaiyi öngörmek "niyete spot tutmak" gibi bir şey. Haliyle, “Mantık-muhakeme-şuur olmaksızın seni yönetmeye niyetliyim” diye okunuyor.


Zor.

Bir insanı yönetmek bir ülkeyi yönetmekten zor. Neyse ki bu ülke zoru başaranlar tarafından korunuyor. Aklı, emeği, vicdanı ve yüreği ile birlikte çalışanlar seni bile senden koruyor.


Civarında göremezsin. Onlar bu ülkeye fastfood kılığında basit promosyonlar, ucuz prodüksiyonlar ve adi provokasyonların piyonu olarak giren ne ve kim varsa, hiçbirinin bize de aynı çiğlikte yedirilememesi için üstün eforlarla çalışıyorlar. Her gün ellerinden gelenin en iyisini yaparak çalışıyorlar. Bu şekilde çalışmaya devam edeceklerini de biliyorlar. Güvendiğin için değil, güvenilmediğin için. Dolayısıyla ne sen sabredenleri kullanmış olabiliyorsun, ne de sabredenler senin için kullanışlı olabiliyorlar.


Bunları rahatsızlıklarımın dünlerine de yazıyorum. Şikeyi engellediği sınavın gecesinde boğazından kurşunlanan babama da yazıyorum. Beş yaşıma, göz yaşıma, "sen de benim yetiştirdiğim fidanlardan birisin" diyen melek anneme de yazıyorum. Sevgiye, doğaya, barışa, insana ve insanı insan yapan değerleri yaşatanlara yazıyorum. İçimdeki insanın umuduna da...


İçindeki insana yönelemeyenlerin ülke yönetmeye yeltenişlerine bir de...

Fakat en çok da, hepimiz için ve hepimiz adına hayalini kurduğum bir şey var, onun için yazıyorum. Hayalini kurabildiğim için inanıyorum olasılığın mevcutluğuna.


Bugün birer birer incinsek de yarın “birlikte” kendimize geleceğiz. Yarın, bizi incitenlerle ilgileneceğiz. ”Bayağı bir facefood stratejisi bizi yönetemez!” diyeceğiz en nihayetinde!

Kaybedecek bir şeyi olmayanlarla kurulan "özgür" ülke ise makbulu, özgürlüğün tanımını genişletip doğayı da sığdıracağız içine. Bu topraklarda doğan, doyan ve dolanların elele verişiyle, şeytana pabucunu ters giydirenlerin yine bu topraklardan çıktığını da göstereceğiz.


Bunun için bize, lidere ihtiyacı olmayan cevherleri kucaklamayı bilen, vizyon sahibi bir önder lazım. Lider değil.


Yüzde, rütbe, koltuk bekası uğruna paslandırılan toplum zekasını yeniden parlatmak için kimliklerinden soyunabilen bir önder. Dürüst ve anlayışlı, adaletli ve ahlaklı, kararlı ve birleştirici, akıllı ve korkusuz bir önder.


Türkiye Cumhuriyeti, cevheriyle birlikte canını ortaya koyan bir önderin vizyon ve inancının gücü sayesinde kuruldu. Yanındaki ve arkasındaki etten duvarlar; topu, tüfeği, mermiyi sırtlanan analar, kağnılar, yediden yetmişe atalardı ve bir çift ışığın gücünü günümüze taşıyorlardı.


Koşullar ne olursa olsun her türlü çabamız bu vatanın hakkı ve dahi alacağı! Bizler de elmas gözlü çocuklarımıza çağa uygun tekerrür ile göğüs kabartan başarılar devredebilmeliyiz. 14'lük fidanların canı ile, apaçık alınların teri ile ve bir çift gözün feri ile bize kalan bu miras, endirekt SMS cüretine, change zihniyetine ve facefood milliyetçiliğine heba edilmeyecek kadar nadide.


Genetik mirasımız var bir de: Zorluklara bütüncül ve pratik çözümler üreterek göğüs germe gücü!

Gerçi baskılanan ve yönetilen gücümüzün tamamına, "hayır" kelimesiyle tanıştığımızdan beri erişemedik, hatta eksilişini bile fark edemedik ama olsun.

Yeter ki bütün bu doymak bilmezliğin sayemizde hayata katkısı, farkındalığımız olsun.


Figen Denli


ree




 
 
 

Yorumlar


bottom of page