top of page

Sosyal (Ko)Medya


Dijital medya, insanların içini boşalttığı oranda içi boşalan bir havuz problemine dönüştü. Değerler, değerlilik çabasıyla yarışa girer girmez kaybetti. Değerlendirilmesi gereken derya suni bir gölete dönüşünce, kapitalist amaçların üzerindeki perde yine kalkıverdi. Tatlı su balıkları keyifli yaşam vaadi sunmak içindi ve avlanmanın -aleni ise- yasak olduğu yerlerde birilerinin de balıklara yem atması elbette gerekliydi. Gölette oluşan dalgalar aslında atılan taşların büyüklük göreceliliğine bağlıydı ve hare katmanlarının gelişigüzel yuvarlanışındaki bu hoşluk, 'bize hizmet' illüzyonuna yem olmamız için lazımdı.


Bu vesile ile kendimizi yalnız hissetmelerimiz başladı. Bu dürtü de gerçekliğimizi maddi manevi pek çok gerçek dışı uyaranla bastırma ve iç sesimizi susturma çabamıza dönüştü. Aslında üzerimize uygun kesilip biçilen bütün kumaşlar biz daha ortada yokken bile bize giydirilme planlarının içinde santimi santimine öngörülmüştü.


Zihinsel özgürlüğümüzü üstün seviyelerde yaşayabilecekken, önce kendimizle, sonrasında doğal olarak herkesle tartışmaya ve çatışmaya girdik. Çünkü artık biz de herkes gibi, kimse ile aynı fikirde değildik. Bazen, yine bize göre tıpkı ‘diğer herkes’ gibi fikirlerimizi ölçüp biçemeyecek haldeydik ki o haller içinde de kısa sürede kendimizi övüp sevgi dilenecek düzeyi yerleşke edinebildik.

Hani istemediğimiz şey bizi alanına çekemezdi?

Hani biz istemeden kimse alanımıza giremezdi?


Neden değerimizi ve derinliğimizi hatırlatan konular üzerinde etraflıca düşünmeyi bıraktık? Neden farklı ve faydalı bakış açılarıyla dolamayacak hale gelen beynimizin şalterini de kapattık?


Şimdi neredeyse zifiri bir karanlıkta, tabiri yerindeyse kara deliklerden birinin içinde far görmüş tavşan gibi kalakalmış haldeyiz. Sonsuzluk sandığımız bir delikten sızan avuç içi kadar mavi ışığa, ışığa pervane olan böcekler gibi dalmış vaziyetteyiz. Çıkamıyoruz, çünkü gerçek dünya dönünce uçamıyoruz.


Çok azımız ekmeğini taştan çıkaranlar ile elektrik olmadığında nasıl yaşayacağını bilmeyenlerin arasında bir yerde hayretler içerisinde bakıyor bu manzaraya. Hem gölete hem de içindeki balıklara, bakıyor; tutamıyor. Ne besleniyor ne de besleyebiliyor.


Gelecek için komplo teorisinden çıkma sırası bekleyen ve bekleyecek olan her ne varsa, o eşsiz kudretin kapsamındaki katmanlar. Mevcudiyetin akıl dışılığını, her türden zekânın yetersizliğini belki de içimizle sosyalleştiğimizde görebileceğiz. Arayışımız da kayboluşumuz da bitecek. Belki de maneviyat, sahip çıkabilenlerin bütün alemlere giriş şifresi olacak. Belki de zaten öyle...


Şimdilik her şeyi aynı anda istiyoruz; ancak yakın gelecekte, başarıya ve huzura aynı anda sahip olmayı istememiz bile bizi radikal bir yol ayrımında yapmamız gereken hayati bir seçime sürükleyecek. Çünkü başarı ve huzuru aynı anda istemek, bilmediğimiz bir tohumu ekip sevdiğimiz bir meyvenin oluşmasını beklemek gibidir. Şartlar oluşumu sağlayacak olsa da, oluşan meyve, sürprizlere açık doğamızın biyolojik tarafını besleyebilir. Yani elimizdeki tohumda bile doğası gereği iki ihtimal var. Eylem veya eylemsizlik.


Bunların dışında, merak ettiğim bir soru var ki cevabını verebilecek herkes ölü.

Bense hâlâ (o soruyla) yaşıyorum...


Figen Denli


ree
 
 
 

Yorumlar


bottom of page